Tarayıcılar (Scanners)

1.GİRİŞ

Tarayıcılar içlerindeki özel düzenek yardımıyla herhangi bir nesneyi optik olarak tarayan, taranan bilgiyi sayısal bilgiye çeviren ve yazılım aracılığıyla elde edilen sayısal bilgiyi sıkıştırılmış resim türü olan JPEG ya da başka bir türe çeviren cihazlardır. Tarayıcıların bir önemli özelliği de OCR (Optical Character Recognition) denen yazılım tekniğiyle karakterlerin de taranıp bir metin dosyası olarak kaydedilmesini sağlamaktır.

Şekil1.1: Tarayıcı

Günlük yaşamda defter sayfalarının taratılması, kitap sayfalarının bilgisayar ortamına aktarılması, eski resim albümlerinde yer alan resimlerin taratılması vb. pek çok uygulaması vardır.

2.TARAYICI (SCANNER) ÇEŞİTLERİ

Tarayıcılar yapısı bakımından ve bağlantı biçimlerine göre 2’ye ayrılırlar

2.1. Yapısı Bakımından Tarayıcı çeşitleri

Yapısı bakımından dört çeşit tarayıcı vardır. Bunlar Handled, Sheet-fed , Drum ve Flatbed tarayılardır.

2.1.1. Elle tutulan (Handheld) Tarayıcılar:

Bu model tarayıcıların bir okuma kafası denilen bölümü ve bir de bilgisayara bağlanan kablosu vardır. Bu tarayıcılarda taranan nesne sabit kalmakla birlikte okuma kafası taşıyıcı bir düzenek tarafından değil elle hareket ettirilir. Tarama sırasında elin düzgün hareket et memesi nedeniyle tarama kalitesi düşüktür, ancak hızlı tarama işleminin gerçekleştirilmesi istenen durumlar için uygundur.

Şekil 2.1: Handled Tarayıcılar

2.1.2 Yaprak beslemeli (Sheet-fed) Tarayıcılar:

Okuma kafası durağandır ve taranacak sayfa besleme yuvasına verilir. Sayfa hareket ettirilerek tarama işlemi gerçekleştirilir. Bu durum yazıcıların çalışma yapısına benzetilebilir.

Şekil 2.2: Yaprak Beslemeli Tarayıcılar

2.1.3. Tambur (Drum) Tarayıcılar:

Muazzam boyutlarda ayrıntının elde edilmesi istenen yayın endüstrisi gibi alanlarda kullanılan ve Photomultiplier Tube (PT) denen bir teknolojiye sahip tarayıcılardır. Taranacak doküman cam bir silindir üzerine yerleştirilir. Silindirin ortasında nesneden yansıyan ışığı üç ayrı huzmeye bölen ve her bir huzmeyi ayrı bir renk filtresine gönderen algılayıcı vardır. Her bir filtre çıkışında ışık elektrik sinyaline çevrilir.

Bu tip tarayıcılar çok gelişmiş olup masaüstü yayıncılık sistemlerinde ve modern baskı sistemlerinde kullanılır. Genelde gazetelerin, dergilerin, broşürlerin resimlerinin hazırlanmasında yaygın biçimde kullanılır. Dergimizde gördüğünüz resimlerin çoğu bu tip bir tarayıcı ile taranıp hazırlanır. Hassas, hatasız, kaliteli sonuçlar alabilmek ve bir de en önemlisi resmi orijinal boyutundan çok daha fazla büyütebilmek için kullanılır.

Şekil 2.3: Drum Tarayıcı

2.1.4. Düzyataklı-Masaüstü (Flatbed) Tarayıcılar:

Taşıyıcı düzenek yardımıyla okuma kafasının hareket ettirildiği ve taranan nesnenin sabit bir yatak üzerine yerleştirildiği tarayıcı türüdür. Bu tarayıcılar ev ve ofis kullanıcıları için tasarlanmış kullanımı kolay tarayıcılardır. En yaygın kullanılan tarayıcı türü olması nedeniyle yazımızda bu tür tarayıcılar anlatılacaktır.

Şekil 2.4: Düzyataklı Tarayıcılar

2.2. Bağlantı Biçimine Göre Tarayıcılar

Bağlantı biçimine göre USB girişli, paralel port girişli ve Scsi olmak üzere 3’e ayrılırlar.

2.2.1. SCSI  Tarayıcılar :

İlk çıktığı dönemlerden beri varolagelen tarayıcı tipidir. SCSI sistemi (skazi)  hız ve bant genişliği açısından çok şey vaadettiği için ve o zamanlar fazla güçlü bilgisayarlar olmadığı için ilk modeller bu sistem üzerine imal edilmiştir. Kaliteli ve yüksek çözünürlüklü tarayıcılar halen SCSI olarak üretilir. Kurulumları biraz uğraştırabilir ama hız bakımından tüm masaüstü tarayıcılardan hızlıdırlar. Paketlerinin içinden bir adet SCSI adaptasyon kartı ile gelirler (bazı yerlerde SCSI Adaptörü diye de geçer). Siz isterseniz bu kartı makinenize takar ve tanıtır (genelde ISA yapıda olurlar), isterseniz de gerçek SCSI kartı ile bu tarayıcıları kullanabilirsiniz.

2.2.2. Paralel Port  tarayıcılar :

Günümüzde ev ve ofis kullanıcıları açısından çokça kullanılan, pratikliği ve ekonomikliğinden dolayı birçok kişinin tercih ettiği, teknolojinin gelişmesi ve bilgisayarların güçlenmesiyle gündeme gelen tarayıcı tipidir. Görüntü kalite olarak SCSI tarayıcılardan pek farkları olmasa da hız olarak SCSI’lere yetişemezler. Çünkü bildiğimiz Paralel portu kullanırlar ve paralel portun hızı da elbette ki SCSI bir bağlantıdan yavaştır. Bu tip tarayıcıların kurulumu son derece basittir. Yapmanız gereken tek şey güç kaynağını bağlamak, paralel port kablosunun uçlarına bilgisayara ve tarayıcıya takmak.

2.2.3. USB tarayıcılar :

Mantık olarak SCSI ve Paralel tarayıcılardan pek bir farkı yoktur. Çalışma şekli aynı, sadece kurulumu son derece kolaydır. Yapacağınız tek şey gücü elektrik prizine takmak, tarayıcı ile bilgisayarınız arasındaki USB kabloyu yuvasına oturtmak ve ekrana çıkan “yeni donanım bulundu” diyalog penceresini takip ederek, tarayıcının kurulum Cdsini kulanarak kurmaktır.

3.DÜZYATAKLI (FLATBED) TARAYICILARIN YAPISI

Şekil 3.1’de düzyataklı bir tarayıcının genel yapısı gösterilmiştir. En önemli öğeleri tarama yüzeyini aydınlatan fleuresan lamba, tarama yüzeyinden yansıyan ışığı CCD algılayıcıya yansıtan optik (ayna-mercek düzeneği) düzenek, CCD’nin çevirdiği elektrik sinyalini sayısal bilgiye çeviren mikroişlemci ve okuma kafasını(taşıyıcı) taşıyan kolu hareket ettiren adım motorudur.

Şekil 3.1: Düzyataklı tarayıcının yapısı

Tipik düzyatak tarayıcıların yapısında bulunan diğer parçalar:

Veri iletişim arayüzü

Besleme katı

Dengeleştirici kol

Kontrol devresi

Şekil 3.2: Tarayıcının iç görüntüsü

Tarayıcılarda optik düzeneği ve ışığı elektriğe çeviren bir   algılayıcı/dönüştürücü   bulunur.   Düzyatak   tarayıcılarda   en   sık   tercih   edilen   ışık algılayıcısı CCD (Charged – Couple Device) ’dir. Şekil 3.3’de optik düzeneğin ışığı CCD yüzeyine nasıl yansıttığı gösterilmiştir.

Şekil 3.3: Işığın tarama kafası içinde hareketi ve CCD’ye ulaşması

CCD (Charged – Couple Device) gelen ışığın yoğunluğunu ölçerek bunu elektriksel sinyallere çeviren bir aygıttır. Bu sinyaller bir analog dijital çevirici (ADC) vasıtası ile bilgisayarın anlayacağı dijital bilgilere dönüştürülür. CCD dizisinde bulunan her hücre bir piksel ve her piksel için depolanan bit sayısını gösteren bir sayı tutar. Piksel başına düşen bit sayısı arttıkça elde edilen görüntünün kalitesi de artar.

CIS (Contact Image Sensor) adı verilen teknolojiye sahip tarayıcılarda bulunmaktadır. CCD tarayıcılarda resimden yansıyan ışık bir dizi ayna ve mercekten oluşan sistemden geçerek CCD dizisine ulaşır. CIS tarayıcılarda ise görüntü sensörleri taranan dökümanın hemen altında bulunur böylece sensörler dökümandan yansıyan ışığı direk alırlar. CIS tarayıcılar daha ucuz daha küçük ve daha sağlamdırlar ancak görüntü kaliteleri CCD ler kadar iyi değildir. CIS tarayıcılar yeri dar olan ve sürekli yer değiştiren kullanıcılar için daha uygundur.

4.TARAYICILARIN ÇALIŞMA MANTIĞI

İlk modern tarayıcılar fotoğraf ve offset endüstrisinde kullanılmak için yapıldılar. Bunlara drum tarayıcı (varil tarayıcı) adı verildi. Drum tarayıcılar isimlerini taranan cismin konulduğu cam silindir ya da varilden aldılar. Bu silindirin ortasında taranan cisimden yansıyan ışığı kırmızı, yeşil ve mavi bileşenlerine ayıran bir ışık kırıcı sensör bulunmaktaydı. Bu renkli ışık ışınları renk filtrelerinden yansıyarak bir fotoğraf çoğaltıcı tüpe ya da CCD ye gelir ve elektrik sinyallerine dönüştürülürdü.

Drum tarayıcılar yayıncılıkta halen geniş bir kullanım alanı bulmakla beraber parçalarının hassas olması ve üretiminin pahalı olması nedeniyle sıradan bir kullanıcı için pek de uygun değildir ancak drum tarayıcılar bu günkü masaüstü tarayıcıların yapılmasına ön ayak olmuştur.

Normal bir masaüstü tarayıcıda doküman taranacak yüzeyi alt tarafta kalacak şekilde tarayıcının cam yüzeyine yerleştirilir ve bu camın altında bir lamba bir ayna bir lens ve görüntü yakalayıcıdan oluşan bir tarayıcı dizisi ileri geri hareket eder. Görüntü sensörü bir CCD ya da CIS olabilir. Bir dizi sensör dökümana çok yakın bir mesafede bulunur. Lambadan gelen ışık dökümandan aynaya yansıyarak lense gelir ve burada CCD nin üzerine odaklanır. CIS sensörlerde ise parlak ve koyu bölgeler sensörler tarafından direkt yakalanır. CCD ve CIS dan gelen veriler bir analog dijital çevirici vasıtası ile önce tarayıcının kontrol devresine oradan da PC ye aktarılır.

Şekil 4.1: Düzyataklı (Masaustu) tarayıcının çalışma diyagramı

Eski tarayıcıların çoğu taşınabilir şekildedir ve kullanıcının sayfa boyu tarayıcıyı sürüklemesi ile sayfayı tararlar bu genellikle birbirinden kopuk ve düzensiz taramalara neden olur. Bu 4 inch lik parçalar daha sonra bir araya getirilerek tüm sayfa elde edilir.

4.1 Tarayıcının Görüntüyü Oluşturması

Tarayıcıların sadece siyah beyaz görüntü şeklinde tarama yaptıkları zamanlarda tarama işlemi oldukça basitti. Tarayıcı motoru bir adım atarak bir sıra yatay hattı tarar bunu CCD ye gönderir sonuçları kaydeder ve diğer satıra geçerdi. Renkli tarayıcılar üretilmeye başlayınca kendisine göre birçok avantajı ve dezavantajı bulunan yöntemler çıktı

İlk renkli tarayıcılar siyah beyaz bir CCD dizisi ve bu dizi için üç ayrı renkte (kırmızı, yeşil, mavi) lambaya veya beyaz ışık veren bir lamba ve CCD için üç ayrı renkte filtreye sahipti. Renkli tarama yapabilmenin geleneksel yolu dökümanı her renk için bir kez olmak üzere toplam üç kez taramak ve bunların birleştirip görüntüyü elde etmekti. Fakat bu metodun bazı dezavantajları bulunuyordu. Öncelikle bir satır için üç tarama yapıldığından çok yavaştı ve taranan cisim en ufak bir şekilde hareket ettirilirse kaydedilmeyen renk bilgisinden dolayı tarama işe yaramaz hale gelebiliyordu.

Tek geçişte renkli tarama icat edildikten sonra da sorunlar bitmedi zira tek geçişte tarama da birçok yöntemle yapılabiliyordu ve her yöntemin kendine göre avantajları ve dezavantajları vardı. Tek geçişte taramayı basitleştirmek için renk hassasiyetine sahip ancak siyah beyaz CCD ye göre daha pahalı olan bir CCD kullanıldı. Diğer bir metod ise üç geçişli sistemin başka bir şekliydi. Bu yöntemde tarayıcı her bir satır için kırmızı mavi ve yeşil lambaları ard arda yakıyor böylece tek taramada satır görüntüsü elde ediliyordu. Led diyotların yanıp sönme hızları arttıktan sonra çoğu led temelli tarayıcılar bu yöntemi kullanmaya başladı.

Tarayıcının donanım çözünürlüğünden daha az bir çözünürlükte resim taramanın iki yolu vardır. Birinci yolu CCD üzerindeki piksellerden gereken sayıda bilgiyi almak diğerlerini önemsememektir. Örneğin 600 dpi lik bir tarayıcıdan 300 dpi elde etmek istiyorsanız tarayıcı sadece CCD ye gelen 300 dpi lik yoğunluğu algılayacaktır. Diğer metod ise dökümanı tam çözünürlükte taramak ve yoğunluğunu tarayıcının belleğinde yarıya indirmektir. Çoğu tarayıcı kesin sonuç elde edebilmek için ikinci yöntemi kullanır.

Renkli tarayıcılar gri tonları tararken de birden fazla metod kullanır. Işık yansıtmak için birden fazla lambaya sahip olan tarayıcılar (led tabanlı tarayıcılar) gri tonları elde etmek için yeşil ışık veren lambalarını kullanırlar. Bu yöntem renkli dökümanların taranmasında kesin sonuçlar vermese de siyah beyaz dökümanların taranması için idealdir aynı zamanda üç kanaldan renk bilgisini alıp bunun krominans değerlerini atarak siyah beyaz tarama yapan tarayıcılardan daha hızlı çalışır.

Şekil 4.2: Tarama Çeşitleri

4.2. Lambalar

Kararlı ve parlak ışık veren bir lamba olmaksızın hiçbir tarayıcı iyi sonuçlar veremez. Şimdilerde üretilen tarayıcılarda kullanılan lambalardan bazıları şunlardır;

4.2.1 Soğuk katodlu florans lamba

Adından da anlaşılacağı gibi bu lambalar çok az ısı yayarlar. Bu sayede görüntüde oluşan bozulmaları önler lambanın ve diğer elemanların ömrünü uzatır.

4.2.2 Xenon gazlı soğuk katodlu lamba

Florans lambalardan daha kuvvetli olan bu lambaların parlaklıkları daha kısa zamanda artar ve gün ışığına yakın parlaklıkta ışık verirler ancak daha pahalıdırlar.

4.2.3 Ledler

Ledler ucuz tarayıcılarda ışık kaynağı olarak sıkça kullanılmaktadır. Bunun nedenlerinden biri az güç harcadıkları için USB veya Firewire dan bağlantı yapılmasına izin vermeleri ve soğuk katodlu florans lambalara göre daha uzun ömürlü olmalarıdır. Ledler aynı zamanda daha ucuz ve daha uyumlu olduklarından daha küçük ve hafif tarayıcıların yapımına izin verirler tek dezavantajları ise ledsiz tarayıcıların sağladığı zenginlikte renk veya detay sunamazlar.

4.3 Odaklar ve Lensler 

Tarayıcı içindeki lenslerde çok çeşitli olabilmektedir. Çoğu ucuz tarayıcılar sadece camın üzerine konulan cisme odaklanmış sabit odaklı lensler kullanırlar. Eğer düz yüzeyleri tarıyorsanız bu tarayıcılar size uygundur ancak kitap gibi cama tam olarak temas etmeyen cisimler taratıyorsanız sabit odaklı tarayıcıların cilt payında bulunan yazıları odak kontrollu tarayıcılar kadar iyi tarayamadığını görürsünüz.

4.4 Sensörler 

Tarayıcılar tipik olarak iki çeşit sensör dizisi kullanırlar. CCD olarak isimlendirilen şarj çiftli aygıt en bilinen sensör çeşididir. CCD ler halen video ve dijital kamera içeren uygulamalarda kullanılmaktadır.

Diğer bir çeşit sensör ise CIS denilen resme bitişik sensördür. CIS dizileri CCD ye göre daha küçüktürler ve daha sık bir yerleşime sahiptirler.CIS larda Sinyal yükseltme devresi, sensörün üzerine yerleştirilmiştir. CIS lar daha ucuzdurlar ancak CCD lere göre daha az etkileyici ve daha bozuk bir görüntü sunarlar bu nedenlerden dolayı çoğu insan CCD tarayıcıları CIS tarayıcılara tercih eder.

5.TARAYICININ ÖZELLİKLERİ

Tarayıcılarda dikkat edilmesi gereken özellikleri inceleyecek olursak;

5.1. Çözünürlük

Tarayıcılarda iki tip çözünürlükten bahsedilir; optik çözünürlük ve interpolated çözünürlük. Optik çözünürlük bir tarayıcı için daha önemlidir. Bir tarayıcının optik çözünürlüğü inch başına düşen nokta sayısı (dpi) ile ölçülür. Daha fazla nokta ya da piksel daha iyi çözünürlük ve daha keskin görüntü demektir. tarayıcının oluşturduğu piksel sayısı tarama kafasında yatay veya dikey olarak kaç tane CCD nin bulunduğuna bağlıdır. Bir CCD nin bir piksel oluşturur. Çözünürlük yatay ve dikey sayılarla ifade edilir (örn:600×300). Eğer görüntülerde daha fazla detaya daha küçük fontlara ve daha karışık çizgilere ve köşelere ihtiyacınız varsa daha fazla optik çözünürlük isteyeceksiniz demektir.

Bit yoğunluğu ile beraber çözünürlük de ne kadar fazla olursa o kadar iyidir. Çözünürlük birkaç nedenle bozulabilir. Çözünürlük için donanım ve interpolated çözünürlükten bahsedilir. Donanım çözünürlüğü tarayıcının CCD sinin sağladığı aktif piksel sayısıdır. İnterpolated çözünürlük ise işlemden sonra tarayıcıdan PC ye gönderilen piksel sayısıdır. Örneğin 2400 dpi çözünürlüğe sahip bir tarayıcı gerçekte interpolated algoritmaları kullanan 600 dpi çözünürlüğe sahip bir tarayıcı olabilir.

Tarayıcının interpolated çözünürlüğü daima optik çözünürlüğünden büyüktür. Tarayıcı interpolated çözünürlüğü elde etmek için iki tane gerçek piksel bilgisini alır ve matematiksel algoritmalar kullanarak bunların arasında bulunan üçüncü pikseli oluşturur. Matematiksel olarak elde edilen piksel sayısı arttıkça interpolated çözünürlüğün değeri de artar. Optik çözünürlük görüntü kalitesini tahminde daha gerçekçi sonuçlar verir. Yüksek interpolated çözünürlük değerleri sadece resim büyütmek isteyen kişiler için uygundur.

Ortalama bir kullanıcı için 300 dpi çözünürlük yeterlidir. Bu çözünürlük tarattığınız resmin web sayfasındaki görüntüsünün ya da inkjet veya lazer yazıcıdan alınan çıktısının iyi görünmesine yetecektir. Grafikerler ya da çok detaylı resim taramak isteyenler için ise 600 dpi çözünürlüğe sahip tarayıcılar gereklidir. Slayt negatif ya da transparan taratmak isteyen kişiler ise 1200 dpi çözünürlüğe sahip tarayıcılara ihtiyaç duyarlar.

Eğer yazıcınızın çözünürlüğü tarayıcınızın çözünürlüğünden düşükse yüksek çözünürlükte yapılan taramalar yazıcıdan çıkan dökümanın daha kaliteli olmasını sağlayacaktır. Genelde yazdıracağınız resimleri yüksek çözünürlükte taratmanız gerekir. Çünkü, Photoshop gibi bazı programlarla tarattığınız resmi işlediğiniz zaman resmin kalitesi azalacaktır. Yüksek çözünürlüğe sahip tarayıcılar düşük çözünürlükte de daha kaliteli görüntü elde ederler. Örneğin 600 dpi lik bir tarayıcıla 150 dpi de taranan bir görüntü 300 dpi lik bir tarayıcıda taranan 150 dpi lik görüntüden daha güzel gözükür.

5.2. Bit Derinliği

Bir görüntüde bulunan her bir piksel için tarayıcı belirli bir bit sayısı tutar bu sayıya bit derinliği adı verilir. Bit derinliği arttıkça tarayıcı; aynı rengin tonları arasındaki farkı daha iyi ayırt eder bu da daha yüksek resim kalitesi demektir.

Bit derinliği tarayıcıdan aktarılan görüntünün renkli bir pikselini oluşturmak için kullanılan bit sayısıyla ifade edilir. Çoğu insan bit derinliğinin hafızaya benzediğini düşünerek fazlasının her zaman daha iyi olacağını söylerler. Bununla beraber bit derinliği dahili ve harici olmak üzere iki farklı şekilde ifade edilir. Dahili bit derinliği tarayıcının kendi ADC sinde işlediği ve kullandığı renk yoğunluğudur. Harici bit yoğunluğu ise tarayıcının PC ye gönderdiği yoğunluktur.

Örneğin; 36 bitlik dahili yoğunluğa sahip (piksel başına 12 bit ile 68 milyon renk) bir tarayıcı 24 bitlik harici bir yoğunluğa (piksel başına 8 bit ile 16.6 milyon renk) sahip olabilir. Bu durumda doküman 36 bitte tarandığı ve işlendiği halde PC ye 24 bitlik resim olarak geri dönmektedir. 36 bitlik yoğunlukla taranıp 24 bit yoğunluk ile gösterilen bir resim 24 bitlik yoğunlukla taranıp 24 bitlik yoğunlukla gösterilen resimden daha kaliteli gözükür. 36 ve 42 bitlik tarayıcılar gibi bazı tarayıcılar resmi taradığı yoğunlukta gösterir ancak bu resimleri düzenlemek için bu yoğunluğu destekleyecek bir yazılım gerekir örneğin Adobe Photoshop 48 bitlik yoğunluğu destekler.

İyi bir görüntü için gereken en düşük bit derinliği 24 dür. Tarayıcı her piksel için 8 bitlik bir bilgi tutar. Bu tarayıcının teorik olarak 16.8 milyon rengi gösterebileceği anlamına gelir. Gerçekte tarama işlemi sırasında birçok nedenden dolayı kayıplar veya bilgi bozulmaları olur. Bu etkilerin geneline gürültü adı verilir. Pratikte gürültü 24 olan bit derinliğini 18 civarına indirir bu da renk sayısının azalmasına neden olur. Sonuç olarak taranan fotoğrafın ışıklı bölümlerinde ve tonlarındaki resim kalitesi azalır. Fakat sıradan bir printera sahip normal bir kullanıcı çoğu doküman ve web grafiği için 24 biti yeterli bulacaktır

Bit derinliği ile ilgili diğer değerler 30, 32, 36, 42 ve 48 dir. Eğer slayt negatif ya da transparanları taramayı düşünüyorsanız en az 30 bitlik bir tarayıcıya ihtiyacınız olur ancak 36 bitlik olanlar daha uygundur. Şimdi 30 bitlik bir tarayıcınız varken monitörünüz ya da yazıcınınız 24 bitlik olursa ne olacağını merak edebilirsiniz. Bu durumda yüksek bit derinliği bilgisi daha yumuşak renk geçişleri ve daha iyi resim görüntüsü sağlayacaktır.

5.3. Dinamik Sınır yada Optik Yoğunluk

Eğer yüksek çözünürlüklerde tarama yapan iyi bir grafik tarayıcısına ihtiyacınız varsa dinamik sınır ve optik yoğunluk değerlerini göz önüne almalısınız. Dinamik sınır tarayıcının görüntünün tonlarını ne kadar iyi elde ettiğinin parlak tonlardan koyu tonlara geçişi ne kadar iyi yaptığının bir ölçüsüdür. Dinamik sınır 0 dan 4 e giden ve sıfırın saf beyaz 4 ün ise saf siyahı gösterdiği bir logaritmik skala üzerinde ölçülür. Dinamik sınır tarayıcı tarafından yakalanan en koyu ve en parlak renkler arasındaki farktır bu fark ne kadar büyük olursa dinamik sınırda o kadar artar.

Çoğu Flatbed tarayıcılar fotoğrafların ton aralığı için iyi bir değer olan 2.8-3.0 arası bir dinamik sınıra sahiptir. Slaytları negatifleri transparanları taramak için daha yüksek optik yoğunluğa sahip bir tarayıcıya ihtiyacınız vardır. Slayt ve transparanlar için bu sınır 3.2 iken negatifler için 3.4 dür. Aynı bit derinliğine sahip tarayıcıları karşılaştırırken daha yüksek dinamik sınıra sahip olan tarayıcı daha iyi görüntü sunacaktır. Bununla birlikte çoğu üretici normal kullanıcı için bu değeri yayınlamaz.

5.4 Hız

Kişisel amaçlar için tarayıcı alan çoğu kişi tarayıcının tarama hızını önemsemez. Ancak çok yavaş tarama yapan bir tarayıcının başında çakılıp kalmayı da istemezsiniz. Hızın tarama çözünürlüğüne bağlı olduğunu hatırlayın daha yüksek çözünürlük daha fazla bekleyeceğiniz anlamına gelir. Örneğin 600 dpi bir tarayıcı için ortalama bekleme süresi 100 sn iken 300 dpi bir tarayıcı için bu süre 30 sn dir.

6.YAZILIM

Dos işletim sisteminin kullanıldığı zamanlarda her tarayıcı kendi özel tarama uygulaması ile gelirdi. Seçtiğiniz herhangi bir yazılımla çalışma şansınız yok denecek kadar azdı. Yapılması gereken resmi taratmak, diske kaydetmek ve çalışacağın uygulamayı çalıştırmaktı. Bunu değiştiren Twain oldu.

6.1 Twain ve Yazılım Bağdaştırıcıları

Tarayıcılar için standart programlama bağdaştırıcısı olan TWAIN; Hewlett-Packard, Kodeak, Daere, Aldus ve Logitech gibi tarayıcı ve yazılım üreticilerini kapsayan bir konsorsiyumla geldi. 175 in üzerinde şirket bir araya gelerek TWAIN nin özelliklerini kararlaştırdılar. TWAIN protokol olarak Adobe plug-in yapısı, Aldus ve Hewlett Packard’ ın haberleşme protokolleri, Logitech’ in SAPI sı gibi bir çok kaynak kodunun bir araya getirilmesiyle oluştu.

TWAIN tarayıcılarla haberleşen işletim sistemleri ve uygulamalar için bir standart haline gelmiştir. Bir diğer standart olan ISIS; film, arşiv dökümanları, drum tarayıcılar gibi genelde masaüstünde kullanılamayacak son teknoloji ürünü tarayıcılarda kullanılır. ISIS teknik olarak TWAIN den daha güçlüdür ancak TWAIN kadar geniş bir kullanım alanına sahip değildir. Aynı zamanda TWAIN açık kod yazılımına sahiptir ve lisansı hiçbir ücret ödemeden elde edilebilir.

6.2 0CR (Optical Character Recognition) Optik Karakter tanıma

Tarayıcıların getirdiği yeni bir olanak, görüntüler gibi yazıların da kağıttan bilgisayara aktarılmalarını sağlamalarıdır. Ancak, tarayıcı ile PC’ye aktarılan bir grafik dosyasına yazılan metinler, bilgisayar tarafından resim olarak görülür. Bir fotoğraftan farkı olmayan grafik dosyasının içindeki yazılar, 0CR (Optical Character Recognition; Optik karakter tanıma) adı verilen programlar vasıtasıyla çözümlenip metin dosyalarına çevrilir.

Böylece kağıt ortamındaki bir yazı, insan eliyle herhangi bir müdahaleye ve klavyeden tekrar veri girişine gerek kalmadan bilgisayara aktarılabilir. OCR programıyla ASCII metinlere dönüştürülen yazı üzerinde istenen şekilde işlemde yapılabilir. Üstelik, yazıların görüntü dosyası olarak değil de metin dosyası olarak saklanması çok daha az yer gerektirir.

Bilgisayarın kalıcı bellek kapasiteleri geliştikçe kağıt ortamındaki arşivler, tarayıcılar vasıtasıyla elektronik ortamlara aktarılıp saklanabilecek. Böylece istenen belgelere çok daha hızlı ulaşmak mümkün olabilecek, belgelerin zamanla bozulmasından dolayı oluşacak kayıplar kalkacak, bilgilerin işlenmesi kolaylaşacak, gerekli fiziksel saklama alanı azalacak…

Bütün çabalara rağmen OCR yazılımlarının yüzde yüz hatasız çalışması hala mümkün  değildir.

OCR yazılımları genellikle karmaşık teknikler algoritmalar kullanır. Eski OCR teknolojisi, üst çizimde görülen matris yöntemine dayanırdı. Bu yöntem, taranan harfi bir matris içine yerleştirerek matrisin hangi hücrelerinin siyah olduğuna bakmaktan ibaretti. Elde edilen matris, harf kütüphanesindeki bir harf ile eşleştirilmeye çalışılıyordu. Fakat bu yöntemde farklı karakter tipleri (fontlar) büyük bir problem teşkil ediyordu; değişik fontlarla yazılmış yanı P harfi, matrisin değişik hücrelerinin siyah olmasına yol açıyor, bu da hatalara sebep oluyordu. Ortadaki çizim ise, “omnifont” adı verilen daha yeni bir teknolojiyi gösteriyor. Bütün fontları algılayabilen bu yöntem, harfleri bileşenlerine ayırıyor, bu bileşenleri içeren karakterleri yakalamaya çalışıyor. Örneğin P harfinin, dikey bir çizgi, bir daire ve bir yatay çizgiden oluştuğu varsayılarak bu karakteristikler taranan metinde yakalandığında P harfine çevriliyor.

Daha yeni bir teknoloji ise, “maksimum entropi” ilkesine göre işliyor: Taranmış metinde varolan lekelere yenilerini ekleyerek eski anlamsız lekelerden kurtulabiliyorsunuz.

Karakter tanıma, tek bir font söz konusu olduğunda çok daha kolay bir işlem. Oysa günümüz teknolojisi, bilgisayarın el yazısı dahil, pek çok değişik fontu da algılayabilmesini sağlamaya çalışıyor: PC’nizin, her bir fontun harflerini belleğinde tutup, “bu acaba Helveticanın a’sı mı, yoksa Times’in b’si mi?” diye tarama yapması hiç de kolay değil. Genelde, bizler, hangi fontla basılırsa basılsın, ne kadar güç okunur bir el yazısıyla yazılmış olursa olsun, harfleri tanırız ve karıştırmayız. Neden, çünkü tek bir harfin “a” mı yoksa “o” mu olduğunu anlayamasak da, cümlenin gelişi, dilimizin kelime haznesi yardımımıza koşar. “Bilgisayar” diye bir sözcük olmadığı için, a harfini 1 diye görsek bile sorun çıkmaz..

Bu durumdan hareketle, tek tek harflerden ziyade bütünden anlam çıkarmaya çalışan yöntemler geliştirildi. El yazısında da başarı sağlamaya çalışan bir yöntem harfleri topolojik özellikleri çözümleyerek belirliyor ve bu öğrendiklerine göre işlem yapıyor.

Karakter tanıma yazılımları, hata ortamını sıfıra indirmek için karmaşıklaştıkça daha fazla güç daha fazla hız gerektiriyorlar. Bu nedenle, yeni kuşak PC’lerin, OCR uygulamalarında daha başarılı olacağı kesin.

 


 

Hazırlayan

Sefer AYAN

Kaynaklar

 http://www.megep.gov.tr

http://www.bilgisayaröğren.com

http://www.howstuffworks.com

Bir Cevap Yazın